Kazım Memiç

Kazım Memiç


" OLMAK YA DA OLMAMAK "

19 Ocak 2021 - 09:32


Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol .”


Çağımızda, öyle susamışız ki doğruluğa, açıklığa. Yukarıya aldığımız söz bir bekleyişin son deyişidir. Bir ihtardır, bir umudur belki. Alacakaranlıkta birilerini kandırmak ne zamana kadar marifet sayılacaktır ! Ne zamana kadar verilen sözlerin önü, başka şarlatanlıklarla kesilecektir?


Onur, kişinin en değerli varlığıdır. Tüm yaşamımız boyunca onurumuzu korumak için didinir dururuz. Bunu da erdem sayarız. Büyük çoğunluk , milyonlar erdemine koşarken; milyonların içinde o yürekli toplumun temiz duygularını sömürmek isteyenler her dönem çıkagelmiştir. Hani bu tip insanlara halkımız “ Sütü bozuk “ der ya, zehirli çiçekler gibidir onlar. İlk bakışta albenileri çoğunluğun ilgisini çeker, koklayınca bayar; altından zehirli tozlarıyla toplumu zedeler. Uyuşturulan toplumun saf duygularıyla oynamayı da beceri sayar; insanları sömürmeyi içlerine sindirirler sütü bozuklar. Halk öncüleri gibi ortaya çıkanların görünmeyen yüzleri çirkindir, bir alt katları da bencildir. Böylelerine onur yoksunu denir. Toplumun güzelliklerini kendi çıkarlarına kullananlarda onur olur mu ?


İnsan, verdiği sözü yerine getirirse insandır. Bugün söylediğini yarın unutanlara insan denir mi ? Hani, “ hocanın dediğini yap da gittiği yoldan gitme “ sözü geçerli olur mu ? Hoca neden önerdiğini yapmaz ki ... Biz ona ne süreyle inanırız ki ! Önerdiğini uygulasın ki biz de onu adam sayalım. Halkı kandırmak için allı - pullu sözler edip, sonra da ilk fırsatta halkını satan , başka yollarda pişpirik oynarken kıs kıs gülerek halkı üttüm demek açık sözlülük müdür ?


Önce toplumu kandırmanın yollarını arayacaksın. Türlü yaldızlı sözlerle örnek insan olduğuna inandıracaksın. Haktan , hukuktan söz edeceksin . Adil olmayan bir ortamda insanların mutsuzluğundan dem vuracaksın. İnsanların temiz duygularını, özlemlerini sömüreceksin. Hatta, halkın inançlarını çıkarların için kullanacaksın. İstediğin istasyona ulaşınca da dönüp ezdiğin insanlara bakmayacaksın. Daha ileri gidip, “ çıkarın olduğu yerde vicdan kalkar “ diyerek halkla adeta alay edeceksin.
Ne derler,
“ Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge; üçüncüde avucuma düşersin!” Halk hokkabazları da halkı bir kandırır, iki kandırır; üçüncüde halkın öyle bir şamarını yer ki feleğini şaşırır. Halkla oynamak, akvaryumdaki balıklarla oynamaya benzemez. Kedinin fareyle oynamasına hiç benzemez. Körler - sağırlar toplumu bile bir gün kayaları yerinden oynatır.

 Aç bırakılan insanların önce bedenleri sarsılır, zihinleri karışır, belleklerinde eski sahte kahramanların izi kalmaz. Kandırmakla,
“ saman altından memleket yürütmekle “ sonuca vardım sanılsa da bunun bir illüzyon olduğu da gözler açılınca 

görülür, foyalar meydanda sahipleriyle sırıtır. Halkın belleği yanılmaz; “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar ,” der.
Görülen odur ki, siyaset içinde demokrasi, halkın ayrıştırılmasıymış !.. Benden değilsen yok sayılırsın. Eğitimde dünya ile yarışmak için pozitif bilim mi, bana ne. Ben uygun bulduğumu uygularım. Memleket benden sorulur anlayışında olanlar için sağlam kafaya ne gerek var. Halk bir sürüdür, güdülmesi gerek. Güdülenler,
“gel” deyince gelsin, git şurada “ öl “deyince ölsün. Açmış, çıplakmış, cahilmiş ne gam. “ İnsanların cahili makbuldür”
diyenler eğitime adadıklarının gerçeği değil mi.
Ülkeler en büyük kaynağı insana ayırırmış. Eğitim - sağlık ön planda tutulurmuş ne gam. Beyler çubuğunu tüttürsün yeter. Eğitim, kültür, sağlık karmaşası üzmez onları, ya da bilisizlik içinde bilimsel sanırlar kendilerini. Oysa .
“ Bin biliyorsan yine de bir bilene danış” sözü onlar için zul olur. Oysa doğru söz o tekte saklıdır.
Ne der Çin atalar sözü,
“ Bir yılını düşünürsen pirinç yetiştir, yirmi yılını düşünürsen ağaç yetiştir; yüz yılı düşünürsen İNSAN yetiştir.” Görülen köy kılavuz istemez. Milyarlık nüfusu ile bugün Çin, halkını doyurduğu gibi, teknolojide de dünya öncüsü olma yolunda. Eller aya gitmiş biz hala orucu bozan şeylerle uğraşıyoruz. Ama biz, hazıra konmayı severiz; başkalarının yaptıklarını kullanırken de kimi zaman böbürleniriz ama , yine de halkın belleği ağır basar. “ Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz der” Kendi gücün yoksa , başkalarının kölesi olursun.
Toplumu zaman içinde kemiren vurdumduymazlık yanında kayırmacılık ve rüşvettir. Fuzuli’nin yüzyıllar öncesinde söyledi “Selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar
” sözü, günümüzde şekil değiştirerek,” Benim memurum işini bilir”e dönüştü. Artık rüşvet devlet malına uzandı. Kamunun değerleri , kamuya sorulmadan haraç - mezat dağıtılır oldu.
“ Olmak ya da olmamak “ sorunu, ülkenin bütünüyle kucaklaşma sorunu haline geldi. Ya, çağın bilimiyle buluşup çocuklarımızı geleceğe hazırlayacağız, ya da Ortaçağın karanlıklarında battıkça batacağız.
Sözüm önce politikacılara. Onlar, ağızlarının ağız olduğunu düşünsünler. Sonra, Halkın kutsal inançlarını kişisel çıkarları uğruna sömürenlere. Peşinden de beş kuruşluk egolarını doyurma uğruna halkını, devletini sömürenlere : Diyorum ki ;
Beyler, Atatürk’ün KURDUĞU CUMHURİYET’imiz gördüğünüz kadar ucuz değildir. Ulusumuzu kandırdıklarını sananlara bu ULUS hadlerini bildirir, kem gözle bakanları da sindirir. Çünkü, kederde ve kıvançta yurttaşlık duygumuzu Atatürk’ün GENÇLİĞE HİTABESİnden alıyor, geleceğimizin aydınlık ufuklarını görüyoruz.
Aydınlık günleri geciktirenleri TARİH ağlatır. Biline. ———————————— 19 Ocak 2021 / Kazım MEMİÇ

Bu yazı 380 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum