Kazım Memiç

Kazım Memiç


DÜŞÜNMEYİ DÜŞÜNÜRKEN DÜŞMEMEK 

04 Ocak 2021 - 18:51

DÜŞÜNMEYİ DÜŞÜNÜRKEN DÜŞMEMEK 
      Tüm karmaşalar kararsızlıktan doğar. Kararsızlığın olduğu yerde kavram kargaşası vardır. Öyle durumlarda da düşünce uzaklaşır. Kargaşadan medet umanlar her ortamda başkalarını -bir biçimde- sömürmek isterler. Emek yerine hazıra konmayı yeğlerler.
Orman kanunu, gücü gücü yetenedir. Biri bir av yakalar. Daha güçlüsü çarpar alır.  “ Büyük balık küçük balığı yutar.”  Yapısal güç, canlılar arasında üstünlüğünü gösteregelmiştir. Karıncadan aslana, file; daha önceleri dinazorlara uzanan bir çizgide güçlü olmak haklı olmak gibi çıkar karşımıza. O boyutta düşünce yok içgüdü vardır.
Konuşmak bir ayrıcalıktır ve insana özgüdür. Hayvanların iletişimlerini henüz çözmüş değiliz .       Ama onların eğitildiklerinde ne denli duyarlı oldukları da yaşamımızda açıktır. Ne denir, “ İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşırlar “  sözü boşuna mıdır ! Konuşmanın
temelinde  “ düşünce “ yatar.  “ Düşünüyorum, öyleyse varım “ diyen de bir insandır. “ Düşüncenin bittiği yerde kaba kuvvet başlar “  diyen insan da bizdendir. Ancak, eğitimde insan olmanın özelliklerini algılayamamışlar bunun bilinci dışında kaldıklarından yıkımlar hep kaba kuvvetle olmuştur.
Düşünmek, zor iş. Hazırı oynamak varken, yeni oyun kurma zahmetine katlanılır mı . Birileri nasıl olsa bir şeyler üretir. Düşünmeye ne gerek var... Ali’yi Veli’ye; Veli’yi deliye aktarınca, nasıl olsa bizi eylem içinde görenler çıkar. Duyduklarımıza biraz da katkı yapınca , “Büyük adam (!) olur çıkarız. Biraz gurur, üstüne de böbürlenme eklenince uzaktakiler bizi  adam “ sanır. Kocaman bir balon. Düşünmezler ki bir iğne balonu söndürür.
“ Düşüncenin bittiği yer,”...  Ödünç alınmışsa biter. Hani, “ insanlara balık vereceğinize, balık tutmasını öğret” der dururuz. Verdiğin balık öğünlüktür. Tutmasını öğretebilirsen ömürlük olur. Öğrenen insan, yaşamını aydınlıkta sürdürür. Aksi halde bir balık için alıklaşır da sömürüldüğünün farkına bile varamaz.
Kimileri de balık tutma yerine, her gün bir balık vermeyi yeğlerler. Bağımlılığı perçinlensin diye. Bağımlı tutmak, insanları ayak dibinde bekletmek işlerine gelir çünkü. Kolay yönlendirir, kolay kullanırlar. Kişilere egemen olmak çıkarlarınadır. Ego zırvası, bencillik işte.
Hayvanlarda düşünce olmadığı için işlerini, gereksinmelerini kaba kuvvetle eyleme dönüştürür.yaşama dürtüleri onlara alışkanlıklar kazandırmıştır ve içgüdü egemendir genel olarak. Doyacak, üreyecektir. Başkalarını kullananlar da doymak ve üremekten başka bir düşünce taşımazlar. İnsanları çıkarları doğrultusunda kullandıkları sürece kendilerini akıllı sanırlar. Egolarını doyurdukları sürece de akıllı olduklarına kendilerini de inandırırlar ki insana, çevreye en zararlı yaratık bu tipler olur. Bilmezler ki insanın ayırıcı özelliği düşünebilmesidir.
      Düşünüyorum, yaşadığımı anlıyor ve algılıyorum bilincine ulaşabilenlerin varlığı, insan ayrıcalığını yaratmıştır. Paylaşımın erdemine ulaşanlar düşünmenin onurunu da yakalamışlardır. Düşünmemek “ot olmak”  demektir. Otların ömrü mevsimliktir. Kimi zaman da ayaklar altında ezilmektir sonu. Ezilmek yok olmaktır. İnsan ezilmeye layık mıdır ; düşünebilen tek varlık olduğu halde...
Bencillik zorbalığı da yanında taşır. Bencil olan
paylaşımı kabullenemez. “ Rabbena, hep bana “ sözü benciller içindir. Yeme içme, barınma hakkı; sevme sevilme hakkı; gezip - eğlenme hakkını hep kendileri için var sayarlar. Benciller düşünceyi özümseyemedikleri için henüz insan olmanın bilincinden uzaktırlar.
Düşünmek insan içindir. Bu olguya ulaşmak da kolay değildir. Sopadan kılıç - kalkana, tüfekten atoma ulaşan inana, düşünce üstün egodan başka nedir ki. Öldürmek midir mutlu olmanın yolu ? Amerika Kıtası yerlileri , Kızılderilileri öldürmeyi, bir ırkı yok etmeyi başarı sayanlar düşünce erdemi suyunda yıkananlar mıdır ! Hayvanlar kendi cinslerine toplu kıyım yaparlar mı ?
      Düşünmek zor iştir. Hayal edeceksin, hayallerini gerçeklerle yüzleştireceksin, olurlarla olmazları karşılaştırıp yeni oluşumlara yöneleceksin. Oluşumların getirisiyle götürülerini tartacaksın. Bütün bunlardan sonra bir demet ışık olmak için bir ömrü insanlığın güzelliğine adayacaksın. Öğretilerini canlıların varsıllığına yönlendireceksin. Kolay iş mi bu ...
Kolayı Ali’den aldığını Veli’ye satmak. ..Egemen olanlar, kolayı seçtiklerinden hep Ali’nin külahını Veli’ye uydururlar. Hep dört ayaklarının üstüne düşerler. Üretmek yerine öykünmekle yetinirler. Onlar öykünmeye çalışırken öte
yanda  “ Atını akan Üsküdar’ı geçer.“ 
Sen, düşünmeyi düşlerken düşmemeyi beceremediğinden dar alanda paslaşmayı başarı mı sayacaksın. Belki değnekten ata biner, uçan halıda aleme meydan okursun.  “ Düşüncenin bittiği yerde kaba kuvvet
başlar.” Kaba kuvvet yalnızca bedensel üzünçler değil, tinsel çöküntüleri de beraberinde getirir. Kötü bir söz insanı yıkar.
( Siyasilerin ağızlarına biber süreceğim.) her yönüyle çökertir kişiyi. Bırakınız bağırmayı, adam olana sert bir bakış bile ağır gelir. Evde büyükler, okulda Öğretmenler, işte ustalar - üstatlar; politikada liderler eğer düşünmeyi algılayıp sindirememişlerse, en ufak bir uyarıyı ihanet sayarlar. Bu davranış onların toplum insanı olmadıklarının kanıtıdır.
Hele hele, kişi toplum yönetimine istekliyse, düşmemek için, düşünmeyi içselleştirmesi ilk koşuldur. Kendini bir şey görmek, aslında boş başak olmaktır. ( Boş başaklardan saman olur.)
“Birlikten kuvvet doğar.” Kuvvetli olmak, düşünebilmenin getirisidir. Bu da bir eğitim ve eğitimi sindirebilme kazanımıdır. Çağdaş olmanın yolu, boyutlar içinde boyutsuzluğu sezebilmektir. Farklı olmanın yolu da objeleri görebilmeyi, ayırdını sezebilmeyi, başkalarına göre daha doğru çıkış yolları sunabilmeyi gerektirir. Bütün bunlar düşünmek kavramının içinde aranır.
“Doğrular, fikirlerin çarpışmasından çıkar.”  Bir sorun karşısında çözüm yolu tek düşüncede düğümlenirse, çıkış yolu tıkanmıştır. Bu başarısızlığı getirir. Bir kişi, bin kişi karşısında
hiçtir. “ Ben yaptım oldu (!) “ ancak baskı yönetimlerinde
olur. Bunu engellemek için bulunan çıkış yolu Demokrasidir. Keyfiliği önlemenin adıdır demokrasi. Erklinin, erki kullanırken önüne konulan settir demokrasi. Halkın mutluluğa ulaşmasında ışıklı bir yol olmalıdır demokrasi. Bunun için, insan onuruna en uygun yönetim demokrasidir deriz.
Demokrasi, halkın görevlendirmesi sonucu uygulanır. Seçimlerle görevlendirilenler, üstün kişi değil, sorumlu kişidir. Belli koşullar içinde çalışarak, belli zamanda halka sağlıklı bir ülkenin mutlu yurttaşları olduğunu yaşatmak seçilenin görevi
ve sorumluluğudur demokrasilerde. Kuralları bizde TBMM koyar. Aykırı davranan yönetici hukuk önünde hesap verir (!) mi diyenler kuşkuya düşerse, işte demokrasin adı halk yönetimi olmaktan çıkar. Kişi, ya da zümre malı görülür ki o da toplum çıkarına terstir.
Eğer yurdumuz yıllardır olduğu yerde sayıyor, ya da apaçık geriliyorsa, halk ekmek derdindeyse , insan, insanca değer bulamıyorsa yönetimde boşluk olduğundandır. Bunun sorumluları Yönetimi, bilimsellikle değil, “ bu böyle olur, ben böyle yapıyorum” baskısı uygulanır, toplumsal barışta ayrıştırma sürerse, Demokrasi yoktur artık. Bu noktaya da

 düşünmeye eğilmeden gelinmiştir. Düşünmeyi düşünemeyenlerin aymazlıkları, kendilerini yok eder.
Demokrasilerde nöbettir görev. Belli sürede halkını, ülkesini daha ongun kılmanın çabasında olanlar, halkının gözdesi olurken, ayrımcılık yapanları, kayırmacıları gözden çıkarır. Gerektiğinde sorgular, sigaya çeker.
Düşünmeyi yük sayanlar, düşerken düşkünlüğün acısını derinden çekerler. Kimi yerde, düşüncenin en az uğradığı yerler mi?. Boş liderlerin kafalarıdır. Kapağını açarsanız içinde incir çekirdeği bile bulamamanın şaşkınlığını yaşarsınız.
Seçilerler arasında, “ Ben seçildim, kazandım. Artık bu ülkeyi kendi düşünceme göre yöneteceğim, kimseye hesap vermek zorunda değilim. Ülkemi istediğim yöne çevirme yetkisi elimde. Ben tek karar noktasının hasıyım ...” diyen bir ülke lideri var mıdır dünyada. Demokrasi ne güzel bir
oyuncak kimilerinin ellerinde.  

Bu yazı 173 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum