Kazım Memiç

Kazım Memiç


DEMOKRASİ İÇİNDE BİLGİSİZLİK

21 Aralık 2020 - 10:39

Demokrasi , bulunan bir güzellik midir, yoksa kimi toplumlar için bir tuzak mıdır?. Arayışlar içinde denir ki insan onuruna en uygun bir sistemdir. Doğru da bunu önerenler beyinleriyle olgunun içindedir. Ya önerdikleri toplumlar ! Onlar beyinleriyle değil aldıkları duyumla, sunulan algıyla yaşamın içindelerse ...

Bu durumda açıklama gereği duyulmuş ve :
“ Demokrasi, eğitimlerini tamamlamış toplumların yönetim şeklidir.” Cahil toplumlarda demokrasi baskıya, köleliğe götürür. Hatta, görünürde seçim esas olsa bile, göstermeliktir. Topluma empoze edilenlerle , seçildikten sonra, “ Çelik - çomak oynadık ve üttük (!) “ diyenler istedikleri baskı “ için deneme yarıda kaldı. Halk, Yurttaşlık Bilinci nedir bilmediklerinden kişisel haklarını da akledemez. Zira , yüzyıllarca üst bir erkin Kulları olarak yaşamış bir toplum birden birey olamazlardı. Bu durumu gören Atatürk, devlet işleri yanında YUTTAŞLIK BİLGİSİ kitabını yazdı.


Atatürk, Devrimci bir Önderdir. Devrimler halka sorarak yapılmaz. Ancak, Atatürk devrimleri yaparken halkla bütünleşmeyi de bilen bir önderdir. Padişahın kulu olanlar, “Egemenlik kayıtsız koşulsuz milletindir” sözünü anlamak için eğitilmeleri gerekliydi.Harf Devriminin yapılması, TDK ve TTK “ ( Dil ve Tarih Kurumları ) kurulmaları, Halk Evleri, Halk Odalarının açılması , kısa dönemde Yurttaş olmanın bilincini kavramış bir Türkiye özlemi içindi. Bunun için önce AYDINLANMA, sonra da DEMOKRASİye geçme hedeflendi.


Ülkemizde demokrasi denemesi 1946 da başladı. 1950 seçimlerinde, “ yeter, söz milletin “ sloganını halk umutla karşılamış ve iktidarı demokrasi vaat eden Demokrat Parti’ye vermişti. Bu tarih, umulan yeniliklere yürümekten kısa sürede vazgeçmiş olanlara kapı araladı. Önce dildeki özleşmeye karşı Anayasa dilini eskiye çevirdi. Ezanı yeniden Arapça yaptı.Köy Enstitülerini kapatarak eğitimde çağdaşlığın önünü kesti. Yıldan yıla ülkemiz insanları bölünmelere tanık oldu. Hatta, camiler bile A/ B partili insanlar için ortadan ayrılır oldukları görüldü.


İşte, o günden sonra, gelen iktidarlar oy alma nedeniyle gericiliğe taviz verdiler. Sonuç mu ? 2016’da görülen gerici ayaklanma. Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkma garabetleri. Son on yıda olanlar, 70 yıllık birikimin gözle görülür halidir. Birikimlere göz yumanlar, bilim yerine bağnazlığa hız verdiler. Üniversiteler bilimden uzaklaştı. Akla hayale gelmeyecek beyanlarla ülkeyi karanlığa çeviren Prof.’lar görülür oldu. Dünya ülkeleri arasında Son sıralarda yer alır olduk. Demokrasi işleseydi, 1940’larda dışa “ Uçak satan “ Türkiye, günümüzde 127 ülkeden tarım ürünü alan durumuda düşer miydi ?
Cahil toplumlarda demokrasi insanları köleliğe götürür. Biri kuru ekmeğe muhtaç haldeyken, diğeri devlet mülkünü kendi mülkü sayar. Ülkemizde Devlete ait 125 bin araç var. Bu saltanat, Demokrasiyi zümre çıkarlarına sunmuş olmaz mı? Türkiye’den başka saray saltanatları hangi ülkede var ki? Ya da sadece erkliye uçak filosu hangi ülkede var. Almanya deriz . Bir Merkel’e bakınız. Pazar yerinde sebze ve meyvesini kendi alıyor.

 ABD Başkanı, Beyaz Saray’da, içtiği kahvenin faturasını ödüyor. Demokrasi, nerede yaşanıyor diye halka sormak gerekmez mi ! Parası olan yurtta özel yaşarken, parasız halk çocukları dağlarda terörist kovalarken şehit oluyor.
Demokrasi için, halka hizmet için seçilenler, devlete ait kurumları işlevsiz kıldılar. Şimdilerde, TBMM ‘nin işlevi var mı ? Meclisin Denetleme görevi var mı ! Diyanet, bedava dağıttığı kitapta, “ Şimdilerde zeki çocuklar türedi. Soru soruyorlar. Böyle giderse cemaat kalmaz “ gibi aymazlıklar öneriyor. Bu çocukların önü kesilmeli gibi önerileri var. Kimi görevliler kızlarını 

okutan babaların yeri cehennem derken, kimi Prof.lar da “Üniversiteler fuhuş yuvası “ diyebiliyor.
Gününü ve yarınını göremeyen toplumlar seçim yapınca kurtuluyorlar mı? Birileri listeler hazırlar. Bu listelere oy vermemizi isterler... kimdir, kimlerdir bilemeyiz, tanımayız çoğu kez. Safrayı kuran, canının çektiğini koymuş, itiraz hakkın var mı ? Yok ! Oysa eğitilmiş toplumun bireyleri sorar- soruşturur; geniş bakış açısıyla değerlendirir ve toplumuna aydınlık bir gelecek öneren listeleri onaylar. Toplum yararına bir yol aranır. Demokrasilerde daha mutluya yol aranır.


Sofraya ne konulursa değil, nelerin konulmasını irdeleyen ve önerilerde bulunan, ona göre menü hazırlanmasını sağlayan insanların yaşadığı sistemdir demokrasi. “ Ben seçildim, istediğimi yaparım diyenlere, dur , hesap vermen gerekli” diyenlerin sistemidir demokrasi. Yurttaş, Erzincan’da kendini yakarken, Samsun’da elinin içine “ Aş - İş “ yazıp ırmak kıyısında kendini asarken seyredenlerin yaşadığı sistem değildir Demokrasi. Dokuz yaşındaki bir çocuğu sergi açtın diye polis döverse, öğretmenini tartaklarsa ekmek kuyruğunda insanlar saatlerce beklerse ve okullarında hijyen için gerekli gereçler sağlanmazsa, salt saltanat uçaklarıyla, saraylarla, Diyanet külliye inşaatlarıyla kazanılan yaşam değildir demokrasi.


Demokrasi, mutlu yaşatmak sanatıdır. Demokrasi , seçilenlerin halkına her an hesap verebilme sorumluluğudur. Aynı zamanda günü geldiğinde özür dilemesini bilen, kendini ulusuna adayanların elde edeceği onurdur demokrasi.


Güdümlü Demokrasi ol(a)maz. Demokrasi özgürlüktür.
Özgürlük bir çiçekse, bağımsızlık köktür. Kök olmadan çiçek düşünülmez. Çiçeksiz bir ağacın da albenisi yoktur. Meyveli ağacın bir bütünlüğü var . ( Milletin bütünlüğü olduğu gibi ). Dal olmadan yaprak olamayacağı gibi. Kök olmasa dal, yaprak ve çiçek de olmayacağı gibi, gölgesi de olmaz insanların serinleyeceği. Topraktan köke, kökten gövdeye, dala ve yaprağa; giderek çiçek ve meyveye dönüşünce oluşum bütünlenir.
( Aileden mahalleye, kasabaya, kente hemşeriliğe ve devlete uzanan oluşum gibi) Süreklilik ancak verimlilikle olasıdır. “ El elden üstündür,/ Bir elin nesi, iki elin sesi var “ sözlerimiz kaynaşmayı, birliktelikle başarının yakalanacağı önerilmektedir. Eğer üretimi coşkuyla yapar, hakça paylaşırsak demokrasi fidanı ağaç olur ve gölgesi de doyumlu insanların yerleşkesi olur . ( Bunu başardığımızı söyleyebildiğimiz gün demokrasi Anadolu’da çiçekten meyveye dönmüş demektir. )


Kimi ağaçlar meyveye doğrulurken, kimileri de albenisiyle ön alır ve çoklu işleviyle doğanın uyumunu sağlar. Çöle özlem duyulur mu?
Tut ki tüm bu oluşum içindekiler insandır. Teker teker özlemleri olan üretim ve katılımları olan insan. Kini, nefreti, sevgisi , gereksinimi, kavuşması olan insan. Bencilliği, duyarsızlığı, karanlığı olan insan. Sevecen, babacan ve can olan insan... Hepsi, ama hepsi toplumun birer ögesi. Her birilerinin bir yönüyle dayanışması. ( Bir ağaç gibi özgür / Bir orman gibi kardeşçesine) Büyük şair böyle demez mi...


Peki, bunca karmaşık duygu, istek , özlem ve kaprisler içinde insan nasıl bir düzlemde buluşacaklar? Koninin tabanından tepe noktasına olması gereken ortak duyum - oluş - kuruluş nasıl olmalıdır ? Ya da, toplumsal armoniyi nasıl yakalar, renkleri nasıl bütünleriz ?
Denenen tüm yönetim biçimleri içinde Demokrasi, insan onuruna en uygunu görülmüş, eğitimli toplumlarda başarıyla uygulandığı tanıklığımızdadır. Bize gelince, Eğitim çıkmazından bir türlü kurtulamadığımız için demokrasiyi yaşatma güçlüğündeyiz. Hele, parlamenter sistemi öteleyip Başkanlık sistemi denen sistemsizlik içinde ülkemiz tek adam buyruğuna bağlı kalınca demokrasi de askıya alınmıştır.


Çıkış yolu mu ?
Adına Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, denen kavramı çağdaş
verilerle donatarak TBMM’yi işlevli kılmak çıkış yolumuz olacaktır. Hatta 1961 Anayasasında var 

olan İkili Parlamento, ( Meclisin yanında bir de Senato .) Kuvvetler ayrılığı vazgeçilmezdir. YASAMA - YÜRÜTME - YARGI. .. ayrıca güçlü bir denetim ağı. Erklilerden eylem içinde olanların tümü yasalar karşısında sorumluluğu olacak, milletin her kuruşunun hesabının verilmesi esas tutulacak bir yetki paylaşımı Anayasal yaptırıma bağlanacak.


Hiç kimse, milletin üstünde hak elde etmek durumunda değildir. Görevlendirilen, milletin, belli kurallar içinde hizmet edenidir. Asla milletten kendini soyutlayamaz. Hiç kimse Millet varlığını , yine milletin izni olmadan kullanamaz.


Türk ulusu, bu yurdu Amasya Genelgesinde belirtildiği gibi Erklilerin sahip çık(a)madığı bir ortamda dişiyle , tırnağıyla kurtararak kurmuştur. Ulu önder Atatürk, “ Egemenlik öyle bir ışıktır ki ona bigane olanları yakar, mahveder. “ diyor. Bu ülkenin kuruluşunda ana ilkeler bellidir. Onunla oynamak isteyenler elini erimiş demir kazanının içine sokmaktadır.
Önder, Atatürk gibi olmalı. Olanca değerini halkına bağışladıktan sonra, “ Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR “ der. Halkının omuzuna elini koyarak , korumalarının arasında mutlu olduğunu söyleyen Atatürk gibi olmalı Önder. Yüzlerce koruma ve saltanatla, halkın uzağında olanlara Önder denir mi düşünebilmeli insan
Demokrasiyi ulusça mutluluktan yana kullanalım.

Bu yazı 432 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum