Kazım Memiç

Kazım Memiç


ANADİLİM TÜRKÇE

13 Şubat 2021 - 22:41

ANADİLİM TÜRKÇE 
 
İnsanı diğer canlılardan konuşmalarıdır. Seslere ton vererek anlaşmalarıdır ki günümüz uygarlığı bu sayede uzaya taşmıştır. Seslerin değişik boyutları zenginleştikçe, insan beyni de o oranda dalga boyutlarını artırmış , düşüncenin denizlerine ulaşmıştır. 
Dilimiz TÜRKÇE , insanlığın en eski uygarlığını oluşturan bir gelişim içinde zenginleşerek Dünya'da en fazla konuşulan beşinci dil özelliğine sahiptir. Asya'dan - Avrupa'ya yayılan TÜRK IRKI gittikleri yerlere uygarlıklarını da götürmüşler, insanlara ışık olmuşlardır. Sümerce'nin hamurunda , Tuna boylarında TÜRKÇE’NİN KOKUSU VARDIR. 
Orta Asya'da yazıyı kullanan GÖKTÜRK'lerden günümüze ulaşan " ORHUN YAZITLARI" , Türk'lerin üstün yaşam ve düşünce düzeyini ortaya koymaktadır.Yazıtlardaki anlam, yüzyıllar sonra açıklığa kavuşmuştur. 
1892 yılında Danimarkalı TÜRKOLOG WİLHELM THOMSEN , Göktürk ABC'sini çözmüş, Türk Tarihinin aydınlanmasına katkı sağlamıştır. 38 harfli ABC Türk'lerin ilk yazısıdır. Zaman içinde unutulan bu yazının yerine Uygur ABC'si kısa süre kullanıdıysa da , Türklerin İslamiyeti kabuluyle Arap yazını kullanılan temel yazı olarak sürmüş, 1928'deki HARF DEVRİMİne değin kullanılmıştır. 
Harf Devrimi neden zorunlu görülmüştür? Bu soru çok soruldu. 
Türk Dili'nin yapısal özelliği ile Arapça'nın özelliği tamanen ayrıdır. TÜRKÇE’de sert sesler var ve dilimiz hep kısa hecelidir. Arapça'da uzun hecenin yanında geniz sesleri Türkçeye uymaz. Bu özelliklerin yanında öğrenilmesinqde de zorluklar vardı. Bunun sonucu İmparatorluktan Cumhuriyete %7 gibi bir okur-yazarlık kalmıştı.Kadınlarımızın içinde bu oran binde dörtlerdedir. 
Cumhuriyetin acelesi vardı. Ortaçağ karanlığında kalan Türk insanı kısa zamanda çağı yakalamalıydı. Bunu kısa yoldan kazanması da zorunluydu. Türkçe'nin ses araştırmaları sonucu , Latin ABC'sinden yararlanılarak 29 harften oluşan TÜRK ABC'Sİ 1 Kasım 1928 de kabul edilerek kısa sürede azımsanmayacak insanımız OKUR - YAZAR oldu. Yurdun yörelerinde açılan HALK ODALARI, MİLLET MEKTEPLERİ bir seferberlik anlayışı heyecanıyla , bir imece gayretiyle insanımıza taze bir güven geldi. 
Türkçe, imparatorluk döneminde dışlanarak Arapça ve Farsça'nın etki alanına girerek , kırma bir dil olan UCUBE BİR OSMANLICA yaratılmıştır ki bu dille Türklerin geleceğe aktarılan bir klasiği olamamıştır. Bir İngiliz, bir Alman , Fransız , ya da Rusların klasikleriyle dünya uluslarını etkilerken Osmanlı, dilini terk ederek geleceğini kararttı. Bizim de dilimizde etkileyici yapıtlar yaratılabilseydi devletimize hiç kimsediyemezdi ve biz üç kıtaya hükmeden İmparatorluğımuzdan, SEVR'e mahkum edilmez HASTA ADAM dik. 
İşte bu yüzden, Cumhuriyetin acelesi vardı. Çünkü miras olarak devraldığı karasabanlı bir tarımla, kendin eğir, kendin doku bir tekstil ve ilkel yaşamlarda bir hayvancılık. Öğretmen yok, Doktor yok ve zaten bunları yetiştirecek okul yok. Çağdaş bir eğitim ancak Cumhuriyetle girdi Anadolu 'ya. 
 
Yüzyıllarca ihmal edilen Türk Dili'nin yaşamasını Anadolu'da yaşayan halk ozanları, halk bilgeleri sağlamıştır . Halkın okuyup kendini geliştireceği eserlerden de mahrumduk. Selami Münir Yurdatap'ın HALK KİKAYELERİ'nin işlevi yadsınamaz. Hz Ali cenkleri, Köroğlu, Aşık Kerem, Yusuf ile Züleyha, Ferhat'la Şirin ve benzeri eserler önemli katkılar sağladı halkın okur- yazarlığı için. 
Harf Devriminden sonra asıl önemli iş dilde birlik sağlanmasıydı. Bunun için ATATÜRK 1932'de TÜRK DİLİ TETKİK CEMİYETİni ( Daha sonra TÜRK DİL DURUMU- 1936 TDK) kurdu. Bu kurum ülke genelinde dil çalışmalarını ağırılık verdi. DERLEME- TARAMA- BİLEŞTİRME - TÜRETME yöntemleriyle hareket ederek sonuçta TÜRKÇE SÖZLÜK ve YAZIM KILAVUZUNU YAYINLADI. Bir yandan da DİLBİLGİSİ KURALLARINI belli esaslara bağladı. 
Cumhuriyet yazarları da öykü ve romanlarında yeni dil anlayışını işlediklerİ için TÜRKÇE'DE ÖZLEŞME SAĞLANDI. Ancak Her yeniliğe karşı olanlar bunda da boş durmadılar. Özellikle 1946'dan sonra , Milli Eğitim politikalarında değişikliğe gidilmeye başlandı.KÖY ENSTİTÜLERİ kapatılarak, yaparak ve yaşayarak öğretim yerine ezbere dayalı bir taklit eğitim dayatıldı.Halkın uyanmasının önü yabancı ve yerli işbirlikçilerle kesildi. Böylece TÜRKİYE TÜKETİM TOPLUMU haline getirildi. Emperyalizmin amacı da buydu. ( Bu durum aydınım diyenler tarafından, dil gerçeği öne alınarak incelenmeli.) 
Diller kurallarıyla yaşar ve bunu devlet titizlike korur. Eğitim prgramlarında önceliği dil konusuna ayırır. Dilin özgün yapısı önceliklidir. Dil Devriminin sahibi Atatürk der ki , “Dilimizi de en kısa zamanda yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıyız.” Bu bir hedefti. Başlangıçta bu hedefte büyük ilerlemeler kaydedildi. Yazarlarımız yazılarında öncü olmaya özen gösterdiler. Politikacılara gelince, Atatürk’ün sağlığında dil devimini övgüyle sahiplenenlerden bir çoğu, önderin ölümüyle eski dil anlayışını savunur oldular. Oysa kişinin iki yüzlülüğü salt kendine değil, ulusa da zarar verir. Hele bunlar, topluma yön verenler durumundaysa. 
Dilde başlayan “karşı devrim “ her alanda görülmeye başlandı. Özellikle 1950 Demokrat Parti iktidarı, oy uğruna gericiliğe taviz verdikçe ülke ufkundan parlayan güneş, puslu bir hal almaya , giderek kararmaya başladı. 
Dilin gelişiminin yürütülmesi eğitim programlarında yer bulması gerekli. Türkçe’nin korunması salt Dil Öğretmenlerine bırakılamaz. Eğitim kurumlarında dilin önemi,Milli Eğitimin Amaçları’nda da vurgulanarak der ki, “ Bütün dal öğretmenleri, her şeyden önce Türkçe ‘ye özen gösterir. Bu, günümüzde düşündürücü bir hale düşürülmedi mi ? 
Dilin öğretilmesi, geliştirilmesi için, seçkin metinlerin yanında DİLBİLGİSİ kitaplarımız da vardı. Dilin temel kuralları öğretilirken , sözcüklerin görevleri ve tümcede nasıl kullanılacakları da berkitilirdi. Bu da yetmez KOMPOZİSYON derslerinde öğrenciler yazmaya başlatılır, bir düşüncenin anlatımında açık, duru bir dil anlayışıyla toplumda dilbirliği sağlanmaya çalışılırdı. 
Şimdilerde gelinen noktada gençlemiz düşüncelerini ifade edecek durumu üniversiteler de bile yakalayamıyorlar. Okullarımızda dilin temeli öğretilmeden, Türkçe kullanmayı alışkanlık haline getirme nasıl sağlanabilir. 
Yazma, okuma , uygulamalı öğrenilme olmadan yeni yetişenlere nasıl dil gelişimi verilebilir ki... 
Dilbilgisini Türkçe derslerinin vazgeçilmezi yaparsak, Türkçe metinleri özgün Türkçe kullanan yazarlardan seçersek ve siyasilerin de bu kurallar içinde olmalarını isteyebilir , uygulatabilirsek dilimiz de gelişir; gençlerimiz de OKUR- YAZAR bir toplum olmanın yollarında umutla yürüyenler olurlar. 
 
Ülkelerin onuru dilin oluşturduğu kültürle ölçülür. Devlet dili olamayan bir dilin coğrafyası sömürülmeye açıktır. Kültürün her dalında dil özeli de çok açıktır. İster yazılı, ister sözel kalıtımlar ulusların varsıllığının göstergesidir. Dilin temel özelliğinden en önemlisi de DÜŞÜNCENİN AÇIĞA ÇIKMA aracı olmasıdır. Bütün bilimlerin kendilerini açıklamaları ancak dil ile olasıdır. Eğer bir ülke erklileri devlet dilininin gelişmesini sağlayacak önlemleri almaz/ alamazlarsa sadece dile değil, bulunduğu devlete de büyük zarar verirler. Konfiçyüz’ün dil öğüdünü / söylemini anımsayınız. Bozulan bir toplumu düzeltmek için önce ne yaparsınız sorusuna “ DİLDEN BAŞLARIM” olmuştu. Dil, insanı ve toplumu aydınlığa götürdüğü gibi karanlıklara götürenlerin de aracıdır. 
 
Türkçemizi korumak ve geliştirmek sorumluluğumuzdur. 
Türkçe , eğitim programları boyalı basın olmaktan çıkarılmalıdır. Sanatçılarını tanımadan diploma verdiğimiz gençlerde midir kusur, yoksa onları eğitici bir uygulama yaptırmayanlarda mı ? 
Ne demişti büyük şair Dağlarca, “ TÜRKÇEM SES BAYRAĞIM.” 
 

Bu yazı 477 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum