Alpcan Sakal

Alpcan Sakal


Kısa Türk Tarihi – 2 (1940'a Kadar)

29 Haziran 2020 - 15:27

Osmanlı ilk büyük sınavını, kuruluş devrinde Bizans İmparatorluğu ile ilk kez Koyunhisar Savaşı neticesinde vermiştir ve bu savaştan galip ayrılmıştır. Bu savaşın yanı sıra Osman Bey; Karacahisar, Yarhisar, İnegöl, Bilecik, Mudurnu’yu da topraklarına katmıştır. Oğlu Orhan Bey ise, Karasi Beyliğini alarak onlardan elde ettikleri deniz gücü ile Osmanlı’nın gücünü arttırdı. Öte yandan Çimpe Kalesi’ni Bizans içindeki taht kavgalarından faydalanarak ele geçiren Osmanlılar, ilk kez Rumeli’ye geçtiler.

I.Murat döneminde yüzünü batıya çeviren Osmanlılar, İlk Osmanlı-Haçlı savaşlı olan Sırpsındığı ve Birinci Kosova Savaşlarını kazandı. Balkanlarda planlı iskân politikası uygularken akrabalık bağları kurarak Anadolu beyliklerini kendisine bağlama ve Anadolu birliğini kurma çalışmalarını da başlattı. Osmanlılar bu dönemde devlet olma yolunda ilk adımları atarak, askeri ve siyasi teşkilatlarını da kurmaya başladılar. Murat Bey’in, Kosova’da savaş alanını gezerken bir Sırplı tarafından öldürülmesiyle Tahta geçen 1.Beyazıd, Niğbolu’da büyük bir zafer kazandıysa da aynı başarıyı Ankara’da Timur’un karşısında gösteremedi. Yenildi, Timur’a tutsak düştü ve öldü. Anadolu Beylikleri, Timur tarafından yeniden kurulurken Beyazıd’ın oğulları birbirleriyle savaştılar. On yıl kadar süren Fetret Devri’nin sonunda kazanan Çelebi Mehmet oldu.
 
Fatih Sultan Mehmet döneminde ise İstanbul’un ve ardından Trabzon’un fethi ile beraber Kırım’ın da alınması ile Karadeniz Türk Gölü haline gelmiştir. Bu dönemle beraber yükselme dönemine giren Osmanlı, Fatih’in ölümü sonrası 2.Beyazıd ve Cem Sultan arasında yaşanan taht mücadelesi sebebiyle duraklama noktasına gelmiş ve hatta Cem Sultan’ın yabancı devletlere sığınması ile bu mesele dış siyaset malzemesi haline dönüşmüştür. Öte yandan Şah Kulu İsyanı ile de uğraşan 2.Beyazıd, iç işlerine ve dış işlerine bu sebepte pek odaklanamadı. 2.Beyazıd sonrası ise Yavuz Sultan Selim’in hem Anadolu Türk siyasi birliğini sağlaması hem de halifeliği Türklere kazandırması Türk İslam tarihinin bir başka dönüm noktası olmuştur. İran ile yapılan Çaldıran Savaşı, Dulkadiroğulları ile yapılan ve Anadolu siyasi birliğini sağlayan Turnadağ Savaşı ve halifeliği Osmanlı’ya getiren, Memlükler ile yapılan Mercidabık ve Ridaniye Savaşlarını kazanması, ‘8 yılda 80 yıllık iş yaptı.’ sözünün bir yansımasıydı. Osmanlılar, Kanuni Sultan Süleyman ile en parlak devrini yaşamış, Hint Deniz Seferi, Preveze Deniz Zaferi, Kıbrıs, Rodos gibi birçok önemli bölgelerde elde ettiği zaferler ile hem 3 kıtaya hâkim olmuş hem de Akdeniz bir Türk Gölü haline getirmiştir. Macaristan ile yapılan Mohaç Meydan Savaşı halen Dünya’nın en kısa süren savaşı olma unvanını korurken, 1533 yılında Avusturya ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile de Avusturya Arşidükü’nün Osmanlı sadrazamına eşit sayılması, o günkü siyasi üstünlüğü anlatmak için yeterli olacaktır. Onun vefatı üzerine ise devlet artık eskisi gibi fetihler yapamaz oldu. Hatta elindekileri bile kaybetmeye başladı.
 
Yükselme dönemi neticesinde Akdeniz’e hâkim olan Osmanlı, bunun yanı sıra birçok önemli ticaret yollarını da elinde bulunduruyordu. Bu sebepten ötürü yeni ticaret yolları bulma ve Osmanlı’ya karşı ekonomide bağımsız ticaret yapabilmek umudu ile Coğrafi Keşifler denilen bir arayışa girmişlerdir. Bu keşifler sayesinde ise yeni sömürgeler ve pazar yolları bulan Avrupalılar, Osmanlı’nın elinde bulunan ticaret yollarını kullanmayarak Osmanlı ekonomisinin zayıflamasına zemin hazırlamıştır. Osmanlı ise buna karşı bazı devletlere ticari imtiyazlar vererek ticareti canlandırmaya çalışmıştır. Coğrafi keşifler neticesinde zenginleşen Avrupa, Rönesans ile bilim, kültür, sanat ve birçok alanında bu zenginliklerini kullanarak yeni bir fikir hareketi başlatmıştır. Öte yandan elde edilen ham maddelerin fazlalığı ve buna bağlı olarak makineleşmenin getirilmesi çabaları, Sanayi inkılabını ortaya çıkarmış ve bu durum Osmanlı ekonomisini zor duruma düşürmüştür.
 
Tahta bulunan padişahlar bu kötüye gidişe çare bulmak için ıslahatlar yapsalar dahi pek yeterli olamamış ve her geçen gün Avrupa karşısında gücünü yitirmeye devam etmiştir. Ekonomi o kadar kötüleşmişti ki, Kırım Savaşı’nın finansmanını bile ilk kez dış borç alarak gerçekleştirebilmişti. Daha sonra Abdülaziz döneminde Ramazan Kararnamesi ile iflasını açıklayan Osmanlı, 2.Abdülhamit döneminde ise Muharrem Kararnamesi ile borçları tekrar yapılandırmış ve Duyunu Umumiye kurularak, Osmanlı ekonomisinin gelirleri adeta yabancılara teslim edilmişti. Fransız Devrimi neticesinde gelen milliyetçi fikir akımı, çok uluslu olan Osmanlı’ya etkilemiş, hatta Tanzimat ve Islahat Fermanları bu yüzden çıkarılmıştı. Tüm bunların üzerine meşrutiyet tartışmaları ve beraberinde gelişen olaylar, tüm bunların yanı sıra Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşları ile bir andan kaosun içinde bulunan Osmanlı; 1.Dünya Savaşı’nı da kaybedince tüm umutlar artık tükenmişti. Mondros Ateşkes ile teslimiyetçi bir politika izleyen padişah, Karadeniz’deki olayları incelemesi için Mustafa Kemal’i bölgeye göndermiş ve Milli Mücadele de bu şekilde başlatmıştı ve gerek savaşlar, gerekse yapılan kongreler neticesinde başarıya ulaşan Türk milleti artık yeni bir devletin temellerini atmıştı. Bu süreçte de bazı yenilikler ve politikalar izlemek gerekiyordu.
 
Öncelikle iç politikada, Cumhuriyet rejimini ve inkılapları halka benimsetmek, önceki savaşın yaralarını sarmak olmuştur. Ekonomik, toplumsal, hukuksal, eğitimsel birçok yenilik yapılmış ve bunların toplumsal hayata benimsetilmesi için yoğun çabalar sarf edilmiştir. Muhalif grupların bunları engelleme çabaları başarısız olsa bile çok partili hayat denemeleri askıya alınmış ve bir müddet daha tek partili yönetim ülkeyi kalkınma yönünden ve birçok yönden geliştirme politikası izlemiştir ki fabrikaların açılması, üretimin artması millileşme vb. konular bunun en net kanıtıdır.
 
Savaş başladığında ülkeyi yönetenler başta Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Başbakan Refik Saydam olmak üzere çoğunlukla asker kökenliydi. Dolayısıyla da I. Dünya Savaşı’nın en yakın tanıklarıydı. Savaşın nelere neden olabileceğini kuşkusuz çok iyi deneyimlemişlerdi. Öyle ki yeni kurulmuş bir devletin inkılapları yeni yeni oturmaya başlarken tek partili denemeler başarısız olmuşken, üstelik hem silah hem cephane hem asker çağındaki erkeklerin sayısı hem de askeri altyapı çağın gerisinde oluşu sebebiyle ilk gündem savaş dışı kalmaktı. İkinci gündem ise bağımsızlığımıza gelebilecek saldırılara karşın orduyu hazır tutma zorunluluğu idi. İlan edilen seferberlik ile askere alınan erkekler, cephe gerisindeki iş gücünün iyice düşmesine neden oldu. 1940 yılında bundan dolayı çıkartılan Milli Koruma Kanunu ile bu durum düzeltilmek istenmiş ancak üretici ürünlerinin ucuza devlete satmak yerine karaborsaya düşmesine sebep olmuştur. Dolaysıyla ekonomik olarak savaşa girmesek bile ağır sonuçlara maruz kalmışızdır.
 
Dış politikada ise, Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temelini “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesi oluşturmuştur. Dört tarafı güçlü devletlerle sarılı olan Türkiye’nin tedbirli, maceraperest olmayan, gerçekçi, denge politikası izlemesi şarttı.
 
1923-1930 yılları arasındaki dönemde Türkiye, uluslararası gelişmeleri takip ederken diğer yanda da Lozan’dan kalan sorunların çözümü için diplomasi yürütüyordu. Musul olumsuz şekilde çözülürken Hatay meselesi de sonradan Türkiye’nin lehine çözülmüştür. 1930’dan itibaren Avrupa gitgide savaşa yaklaşırken Türkiye’nin güvenlik açısından kaygı duyduğu konu; İtalya’nın yayılmacı politikasıydı. Bu sebeple “Balkan Antantı” ve ”Sadabat Paktı” batı ile doğu sınırımızı güvence altına almak için imzalanmıştır. Musul ve Hatay meselelerinden ötürü Batılı ülkelerle zaman zaman gerilim yaşadığımızdan dolayı 1930’lu yılların ortalarına kadar Sovyet Rusya dış siyasette temel dayanak idi. Ancak İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ile bu yaklaşım İngiltere’ye yönelmiştir. Öte yandan Almanya’nın da yayılmacı politikaları İngiltere ve Fransa ile olan ikili ilişkileri güçlendirmiştir. Rusya ile Almanya’nın da Saldırmazlık Paktı imzalamasıyla Türkiye iki blok arasında kalmıştır. Kısa bir süre sonra da II. Dünya Savaşı resmen başlamıştır

Bu yazı 240 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum