“ At – Avrat – Pusat “
Kazım Memiç

“ At – Avrat – Pusat “

Bu içerik 103 kez okundu.

“ At – Avrat – Pusat “
Kazım MEMİÇ

Ulusların gelenekleri vardır. Belleklerde mayalanan alışkanlıklar ulaşılmazlara olan tutkularla, gelecekte onurlu yaşamı düşlerler. Kendi soylarının yaşamlarını olağanüstü  motiflerle süsleyerek , yaşatılmakta olan mitleri oluştururlar.  Bu durum, bilinmeyen , yazıdan önceki dönemlerin gizlerini taşır. İnançları vardır ve onları kıskançlıkla korurlar.
 
          Türk mitolojisindeki mitler de millet olmanın vasfıyla oluşmuştur. Ne der bir atasözümüz, “ At, avrat, pusat emanet edilmez. At, yaşamın vazgeçilmez dostu olarak tarih boyunca Türk Ordusunda üstün bir gücün simgesidir. Eşler ailenin temelidir. Hatta, Hakanla hanımı kurultaylarda aynı gücü temsil ederler. Bu da kadın – erkek eşitliğinin de göstergesidir. Silaha gelince, en az ikisi kadar önemli, hatta onuru korumanın garantisidir. Asla düşman eline bırakılamaz.  Can verilir silah teslim edilmez.
 
           Bir mitte şöyle anlatı vardır. Çinliler bir seferinde üstünlük kazanınca Türk Hakanından yapılması onur kırıcı isteklerde bulunur.  Birinci, ikinci isteğe diş bileyerek “ evet “ der. Ancak son isteği toprakla ilgilidir. Verimi de olmayan bir yörenin de Verilmesini ister. İşte o zaman Hakan, “ ilk iki istek benim özelimdir; ancak son istek , toprak vatanın bir parçasıdır. Vatan Milletin kendisi, yaşam kaynağıdır, asla düşmana bırakılamaz.”  Der ve ordusuyla yütür, vuruşur , kazanır. Çinliler, binlerce kilometre , hala ayakta duran Çin Settini yapmak zorunda kalırlar. Yani, silah vatanın savunulmasıdır.  Silah olmadan vatan korunamaz. Bu denli önemli ve acımasızların alıcı kartalıdır. Savunmanın temeli de üstün silaha dayanır. Günümüzde varlıklarıyla böbürlenenler silahlarına güvenerek horozlanırlar
 
           Osmanlıya geldiğimizde, ilk önceleri, savaşlar kılıc-kalkan, ok ve mızrak ve topuz gibi silahlarla üstünlük sağlamaya çalışırken , Fatih döneminde çeliğe su vermekle elde edilen toplar vurucu güç olmuştu. Bizzat Fatih , topun mühendisliğinde katkı sağlamıştı.  
          Teknolojiyi zamanla Batı ele geçirince, Osmanlı’da gerileme, kabuğuna çekilme başlamış, 20. Yüzyıla geldiğinde emperyalistlerin SEVR’i ile karşılaşmıştır. 
    
         Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan itibaren yurt savunmasına önem verilerek,önce Kayseri’de Uçak Fabrikası, Eskişehir’de  Bakım atelyeleri kurulur. Kırıkkale silah fabrikası da Ordunun gereklerine yanıt için hizmete girer.  Ne var ki uçak fabrikası 1954 yılında kapatılarak traktör fabrikasına dönüştürüldü.
 
             Bu ayrıntılardan sonra günümüze gelelim istiyorum.  Anadolu , binlerce yıldır, ulusların ilgi alanı olmuş, ele geçirmek için de çok kanlı savaşlara sahne olmuştur. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başında ABD Başkanı Bush, “ Haçlı seferlerini başlatıyorum ; islam coğrafyasında 22 Ülkenin sınırları değişecek “ diyerek  BOP hareketini  yaşama geçirir. Milenyumun başından itibaren Başlatılan bu hareket, bölgemizde yıkımın da başlangıcı oldu. Yıkım gele gele sınırımıza dayandı. Şimdi , ateşin içine dalan bizimkiler çıkış yolu arar durumundalar. Zorlu bir batağın içinden çıkmak için,  (başımıza bela edenler ki stratejik ortaklardır)  birden  çok “ Terör Örgütünün çeteleriyle uğraşıyoruz. 
         
         Doğrudur, bizde (şimdilik) petrol yoktur, ama petrolden daha değerli kaynaklarmız var.Akar sularımızı bir kenara koyun. Fakat diğerlerini ne yapacaksınız? Bor rezevlerinin 
% 70’ten fazlası bizim topraklarımızda. Uranyum, Toryum ve Perlit madenkerinin yine 
%70’ten fazlası Türkiye topraklarında.  Batı, bu kaynaklara el koyabilmek için  yüz yıldır türlü hesapların içinde. Hatta, yakın bir geçmişte AB Sözcüsü , “ Anadolu, Türk’lere bırakılmayacak kadar önemlidir “ dememiş miydi ?
 
            Ne mi yapıyoruz !
            Çıkarttığımız maden kanununuyla bu zenginlikleri ABD ve AB’ye pazarlıyor, satıyoruz.
Üstüne üstlük, Tank- Palet fabrikasını yabancı birine pazarlıyoruz!  Türk geleneğinde silah yaşamdır, onurdur, namustur. Hele hele yabancıya asla teslim edilemez. Teslim etme bir yana emanet edilmesi bile asla düşünülemezken Askeri Silah Fabrikası  satılıveriyor! Buna kimsenin hakkı yoktur. Hiçbir Türk seçmeni, satalım demez.  ( İsteyen bu konuyu halka sorabilir.) Bu böyleyken seçilmişler, her hakkı kendilerinde görüyor ve ülkenin namusunu pazarlıyorlar. Oysa hepimizi bağlayan bir Anayasa varken, bir de mitlerimizden günümüze silah kutsalımız sayılırken , bu satış hakkını nasıl kendilerinde görürler? Bu hareketin yıkımı Uçak fabrikasının kapatılmasında  kaybettiğimiz  değerler kadar önemlidir.
            Anadolu’da özgür yaşayabilmek için güçlü olmak zorundayız.  Bunun için ulusal silahlarımız olmazsa, el kapılarında bekleriz. Olmazlara bel bağlama “ silahını ver de seni vurayım” la eşdeğerdedir. Gülünç duruma düşüyoruz.
 
           Biz ayrı düşüncelerde olabiliriz. Hatta birbirimizle kavga da edebiliriz. Ancak “ söz vatansa kalan ayrıntıda  olur” .  Bir oluruz, bütünleşiriz, el ele vatanımıza canımızla da siper oluruz.  Bizi bizden ayırmak isteyenler ya düşmanlarımızdır; ya da düşmanlarla işbirliği içinde olanlardır.  Atatürk’ün “ GENÇLİĞE HİTABESİ”nde sıralananlara karşı Türk Genci çelikten bir kale olur, kimseye geçit vermez.
           Erki ellerinde tutanlar aklı başa toplamalı, ulusal kararlara öyle varmalıdır. Hele hele ulusun Egemenliğine kapı aralayacak gelişimler içine asla girmemeli, girememelidirler. Ne Askeri Fabrikalarımız , ne de yer altı zenginliklerimiz kesinlikle satışa getirilmemelidir. 
İhaneti bu millet unutmaz. “Yurtta  ve Dünyada barış” temel ilkemizdir. Bu düşünceden saparsak ihanet içinde oluruz ki hiçbir TÜRK , CUMHURİYETİNE İHANETTE BULUNMAZ.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Seçimi Kazanan muhtar, soluk borusuna kaçan yemek parçası yüzünden öldü
Seçimi Kazanan muhtar, soluk borusuna kaçan yemek parçası yüzünden öldü
Giresun'da trafik kazası : 8 yaralı
Giresun'da trafik kazası : 8 yaralı